ERGUVANLAR


www.erguvanlar.tr.cx


« Önceki ::

EMPATİ - ADAM FAWER

12/8/2008 -Kategori: ADAM FAWER _2_



APRIL Yayıncılık
639 sayfa



Yaşamınızın kontrolü sizde değil!
Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz.
Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz.
Bu kitabı kapatabilirsiniz.
O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz.
Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz.
Ne isterseniz yapabilirsiniz.
Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz.
Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o
kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz.
Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar.
Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin.
Ne isterseniz yapın.

Sadece 'isteklerinizin' tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı
gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın.
EDEBİYAT, BİLİM VE FELSEFE RUHUNUZA AKACAK,

OKUDUKÇA BAĞLANACAK, BAĞLANDIKÇA OKUYACAKSINIZ...

(Arka Kapaktan)

Adam Fawer, Empati'de empati kavramının dünyaya nasıl yansıyabileceği sorusu üzerinde yoğunlaşıyor. Empati bebeklerde yüksek olan ama yaş ilerledikçe kaybedilen bir yetenekse, akla hemen bir soru geliyor ve bu soru romanın ana fikrini oluşturuyor: Ya bazılarımız bu yeteneği zamanla kaybetmiyor, hatta pratik kullanımını geliştiriyorsa? Empati kimi bilinçli insan için bir düşünüş ve davranış yöntemi halini alırken, ya başka kimileri için bir duyumlama ve etkileme aracı haline dönüşüyorsa?

İşte bu ilginç akıl yürütme, beyin ve sinir hücrelerindeki elektromanyetik güç alanlarına yönelik kimi bilinen gerçeklerin de konuya dahil olmasıyla akıcı ve okuru hemen etkisi altına alan bir kurguya dönüşüyor: Ruhsal dengesi yeteneğinin dogmalarla karışması sonucunda sarsılmış 'hasarlı' empatlar, bu gücü geliştirerek küresel çıkarlar doğrultusunda kullanmaya yönelmiş 'hırslı' bir Organizasyon; gücü kendilerinden saklanmış, bunun sonradan farkına varmaya başlayan 'yararlı' empatlar, bir Yaratan olduğunu kabul eden, ama bunun Tanrı olduğundan kuşku duyan agnostikleri kullanmak üzere harekete geçen bir 'zararlı' empati.

Aslında durdurulmuş bir CIA operasyonunun gizli uzantısı olan Organizasyon, ABD'de yaşayan çocuk yaştaki empatları derlemek için yine aynı türden bir kadını görevlendiriyor. Darian Washington ilk aşamada Laszlo Kuehl adlı bir öğretmene ulaşıyor. Kendisi de bir empat olan Laszlo, özel çocuklarla ilgileniyor. Lazlo'nun duygularını empati aracılığıyla etkileyen Darian, onu ve iki genç empatı (Elijah ile Winter) özel bir eğitim kurumu olduğunu söylediği Organizasyon'a teslim ediyor.Darian bunun ertesinde kendisine söz verilen parayı alıp işten çekilmek istiyor, ama organizasyon buna izin vermiyor. Kurgu ilerliyor ve sonunda Darian ile Laszlo beraberlerinde üç küçük empat olduğu halde kaçıyor, tesis havaya uçuyor ve öykünün bir bölümü kapanıyor.

On altı yıl sonrasını anlatarak başlayan ikinci bölümde, Darian ile Laszlo'nun aldığı önlemlerle yeteneklerini unutan genç empatlar koruyucu elektromanyetik kalkanlarından sıyrılıp güçleriyle tanışıyor ve agnostik bir mezhep kurarak dünya çapında güç oluşturma amacıyla hareket eden Valentinus'a karşı bir mücadele başlatıyor.





"İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur, ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz."


Maya Angelou



"- Budistler neden tütsü yakarlar, Ba Ba?

- ... İki bin yıl önce Buda Sidarta Gautama bir vaaz veriyordu. Vaazın ortasına doğru keşişlerden birini sivrisinek ısırdı. Kutsal kişi düşünmeden vurup sivrisineği öldürdü. Sonra kan bulaşmış avucuna bakıp dehşete kapıldı; Buda'nın önünde cinayet işlemişti. Vaaz bitince Gautama'ya akıl danıştı. Ve bilge bir kişi olan Gautama hemen çözümü buldu: Tütsü...Böcekler dumanı sevmez. Tütsü yakmak sivrisinekleri uzakta tuttuğundan, bu hem konsantrasyonu artıracak, hem de gereksiz cinayetlere engel olacaktı.

- Yani Budistler tütsüyü sivrisinekleri kovmak için mi yakıyorlar?

- Eh, olay öyle başladı, ama geçen iki bin yıl boyunca evrim geçirdi. Şimdi tütsü birçok nedenden dolayı kullanılıyor: Hoş olmayan kokuları maskelemek, meditasyon seanslarının süresini belirlemek, Buda'ya bir adakta bulunmak ya da bir odayı arıtmak için."




"- O zaman yin ile yang nedir?

- Dünyadaki tüm yaratıklarda bulunan ilkel karşıt güçlerdir. Yin genellikle su olarak betimlenir. Üzgün, edeilgen, karanlık ve dişildir; geceyi simgeler. Yang ise genellikle ateş olarak betimlenir. Mutlu, etken, aydınlık ve erildir; gündüzü simgeler... Gördüğün gibi, hiçbir şey tümüyle yin ya da yang değildir. Her şey içinde karşıtının en azından tohumunu barındırır: Kış yaza dönüşür; yukarıya çıkan her şey aşağıya inmek zorundadır. Benzer şekilde, yang olmazsa yin de olmaz; tıpkı sıcak olmadan soğuğun, aydınlık olmadan karanlığın olmayacağı gibi... İçimizde hem yin'i, hem de yang'ı barındırırız: En karanlık gecede bile yıldızlardan gelen bir ışık vardır. Ama yin ya da yang artarsa, diğeri azalmalıdır: Doğan güneş geceyi kovalar. Mükemmel bir dengeye sahip olduğun zaman uyum içinde olursun. Budist meditasyonun erişmeye çalıştığı şeylerden biri de budur: Kişisel ch'i ile evrensel ch'i arasındaki mükemmel denge."



"Schopenhauer tüm sıkıntı ve üzüntülerin kaynağında İrade'nin arzuları olduğuna inanır; çünkü tatmin edilmemiş bir arzu bizi özlemle dolu olarak bırakır, tatmin edilen bir arzunun yerini bir yenisi alıncaya kadar da can sıkıntısı yaşarız."



"Eğer devlet, çoğunluğun onaylamadığı bir yönetim şeklini benimseyerek vatandaşlarla arasındaki sosyal sözleşmeyi ihlal ederse, o zaman isyan etmek vatandaşların hakkı, hatta görevi olur."



John Locke



"Tüm dinler dünyanın mükemmel olmadığını söyler ve hepsinin de kendine göre nedenleri vardır. Ama kimse bu nedenleri sorgulamaz. Eski Ahit bize Adem ile Havva'nın görünüşte keyfi bir kurala karşı geldikleri için cennetten kovulduğunu söyler: Elmayı yemek. Tanrı'nın tüm insanlığı böyle küçük bir kural ihlalinden dolayı lanetlemiş olacağını gerçekten düşünebiliyor musunuz?"



"... Evet. Doğa bile acıyla dolu. Tüm yaratıklar yaşamını sürdürebilmek için başka yaşamları yok etmek zorunda. Bu cehennemi yerde yaşamaya devam edebilmek için öldürmeye resmen zorlanıyoruz. Bu gezegen 'doğal afetler' ile -seller, yangınlar, depremler, kasırgalarla- dolu. Ve bizler -çevresinin son derece farkında, yaşamın tüm acılarını çekmeye mükemmel şekilde donanımlı insanlar- buradayız. Şimdi yine soruyorum: Neden? 'Tanrı' neden böyle bir dünya tasarladı? Bunların hepsi Adem elmayı yediği için mi oldu?"



"- Ne yapmamızı istiyorsun?

- Hayatı sonuna kadar yaşamınızı. Sözde 'yanlış şeyler' olarak nitelendirdiklerimizi yapmamızın genellikle doğru görünmesi acımasız bir raslantı değildir. Madem Yaratıcı Tanrı hepimizin iyi birer kız ve oğlan çocuğu olmamızı istiyordu, neden bizleri kanunlarından birine her karşı gelişimizde o kadar büyük zevk duyacak şekilde programladı?"




"- İlk üçü emir:
Ben Rabbim, sizin Tanrı'nız.
Benim yanımda başka Tanrı tanımayacaksınız.
Rabbin adını yanlış yere ağzınıza almayacaksınız.

Bunların hepsi de kendine saygı uyandıran ifadelerdir. O'na nasıl tapacağımız konusunda Tanrı neden kendine bu kadar güvensiz?

Neden olduğunu size söyleyeyim: Bizleri inançlı tutmak için. Daha sınırsız gerçekleri araştırmamızı engellemek için. Çünkü hepimiz o gerçeğe erişip, agnosis'i başarabilseydik, bu O'nun yarattığı dünyayı yok edip, aynı zamanda O'nu öldürecekti. Hepimiz O'nun hapishanesinden kurtulup yuvaya, Pleroma'ya dönecektik."






Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

« Önceki ::