www.erguvanlar.tr.cx
« Önceki ::
FRANSIZ TEĞMENİN KADINI - JOHN FOWLES
22/11/2008 -Kategori: JOHN FOWLES _2_

Ayrıntı Yayınları
425 sayfa
425 sayfa
İngiliz edebiyatının yaşayan belki de en büyük ustası olan John Fowles, anlatı kurmaktaki mahareti, çarpıcı üslubu ve deneyciliğiyle dikkati çeken bir yazar. Hiç abartmadan yüzyılın en iyi romanları arasında sayabileceğimiz Fransız Teğmenin Kadını'nda bu özellikler mükemmel bir bileşime ulaşıyor. Bir kere olağanüstü başarılı bir atmosfer yaratıyor yazar, Viktorya döneminde yaşamanın ne anlama geldiğini bütün netliğiyle ortayaseriyor. Sonra eşine az rastlanır bir gizemyaratıyor, kitap bittiğinde bile gizeminden bir şey kaybetmeyen bir gizem bu. Ve nihayet bilgeliğine sizi hemen ikna eden bilge ve son derece zeki bir denemeci üslubuyla varoluşçuluğun "sahicilik" ve özgürlük arayan insan soyutlamasını ete kemiğe büründürüyor, ama tanrı anlatıcı rolünü de sorgulamaktan geri kalmıyor.
Fowles dünya tarihinin en tutucu dönemlerinden biri olan, her şeyin ve özellikle de edebiyatın sıkı kurallara ve "görev" bilincine bağlı olduğu Viktorya çağından aykırı bir aşk öyküsüyle sesleniyor okura. Roman başarısını büyük ölçüde nefis diyaloglarına ve iki karakter arasındaki gerilime borçlu.Kadınların görev"lerin boyun eğme ve çocuk yapmayla sınırlı olduğu bir dönemde, romanın kadın kahramanı Sarah, inanılmaz sezgi gücü, özgürlüğe olan tutkusu ve setetik olana duyduğu sevgiyle hemen romanın çekim merkezine yerleşiyor. Toplumsal kodları umursamaksızın sevmek neyi gerektiyorsa onu yapmaktan geçirmiş bir aristoktak ama görmüş geçirmişlikle de aristokrattan beklenenler arasındaki dengeyi tutturmakta zorlanan biri. Sarah'yla tanıştıktan sonra bu bıçak sırtındaki denge darmadağın olur. Charles, çağının toplumsal statüsünün, eş dost çevresinin talepleri ile yolu aşktan geçen Aşkınlık ve Sahicilik, tek kelimeyle Özgürlük arasyışı arasında bir seçim yapmak zorunda kalır...
Roman okumanın benzersiz hazzından haberdar olanlar, Nabokov'un deyimiyle "beklemiğini titreten" kitaplar okumayı özleyenler ve sahici bir aşk yolculuğuna çıkmak isteyenler için...
(Arka Kapaktan)
"Her türlü özgürleşme, insan dünyasının ve insanın insanla ilişkilerinin onarılmasıdır."
"...unutulmaz bir yüzdü, trajik bir yüz. Bir dağ kaynağından çıkan su gibi saf, doğal ve engel tanımazcasına fışkırıyordu hüzün bu yüzden. Hiçbir yapaylık, ikiyüzlülük, histeri, maske yoktu orada; hele delilik hiç yoktu. Delilik uçsuz bucaksız denizde, uçsuz bucaksız ufuktaydı, böylesi bir hüzne yeterli sebep bulunamamasındaydı; kaynağın kendisi doğaldı da sırf bir çölden çıktığı için doğal gibi görünmüyordu sanki."
"Çağımızın sözde en büyük tasası zaman kıtlığıdır: Toplumlarımızdaki zeka ve paranın son derece büyük bir bölümünü işleri daha iyi yapmak için harcamamızın nedeni, bilime ve bilgeliğe karşı duyduğumuz çıkar tanımaz sevgi değil, budur; insanoğlunun nihai amacı mükemmel bir insanlığa değil de şimşek olup çakmaya, ışık hızına ulaşmaktır adeta...Mesele insanın yapmak istediği her şeyi sahip olduğu zamana sığdırması değil, önünde uzanan uçsuz bucaksız boş zaman revaklarını yaptığı işi uzatarak doldurmasıydı."
"Günümüzde en sık rastlanan zenginlik belirtilerinden biri yıkıcılık nevrozudur."
Ne faydası var bana savunmanın
Beyhude bir davayı? Eğer ölüm
Ölümse en baştan, Aşk olmamışsa
Ya da kapatılmışsa içine dar bir alanın
Aylak ruhların basit bir oktaklığıysa
Ya da kaba bir Satir gibi
Ekinleri paralayıp üzümleri çiğnemişse
Güneşlenip semirmişse ormanlarda.
Tennyson, In Memoriam (1850)
"Yalnızlık insanı ya huysuz yapar ya da kendi kendine yetmeyi öğretir."
"Ama bugünlerde hem hiçbir şey yapmamak hem de saygın olmak istiyorsanız, en iyisi çok derin bir iş üzerinde çalışıyormuş gibi görünün...
Leslie Stephen, Cambridge'den Manzaralar (1865)
"Yirmi yıl boyunca doğal cinsel içgüdüyü hapsederseniz kapılar açıldığında mahkumun hıçkırıklara boğulması doğal değil de nedir?"
"...Zaten onun hıçkırıkları kendini bilmez bir hareketi önceleyen histerik gözyaşları değildi; hislerinden çok durumunun neden olduğu derin bir acının yarattığı, sargıdan ağır ağır, dur durak bilmeden sızan kan gibi gözyaşlarıydı."
"Tanrı'nın bir tek güzel tanımı var: Başka özgürlüklerin de var olmasına izin veren özgürlük..."
"Toplum gözünün adet üzere tepeden baktığı ve toplum kalbinin ıskartaya çıkardığı kişilerin toplum kurallarını zaman zaman unutmaları şaşılacak şey midir?"
Dr. John Simon, Belediye Tıp Raporu (1849)
"Kaderimizi, seçtiğimiz tanrılar belirler."
"Her çağ, her suçlu çağ, kendi Versailles'ının etrafına yüksek duvarlar çeker; ben şahsen en çok bu duvarları edebiyat ve sanatın çekmesinden nefret ediyorum."
"...dünya bir genellikse benim hep bir istisna kalacağımı buyuran bir ferman vardı sanki."
"Evrim, mükemmelliğe doğru yükselen dikey bir şey değildi, yataydı. Zaman bir aptallıktan ibaretti; varoluşun tarihi yoktu, hep şimdiydi, hep aynı şeytani makineye kısılıp kalmaktı. Gerçekliği kapatmak için insanoğlunun diktiği bütün o rengarenk perdeler -tarih, din, görev, mevki, hepsi yanılsamaydı, dumanlı kafayla hayal edilen şeyler."
"Homo sapiens'in trajedisi, yaşama şansı en az olanların çok fazla üremeleridir."
"Ahlaksızlıktan nefret ederim.Ama acıması olmayan ahlaktan daha çok nefret ederim."
"Bazı erkekler kendi karılarından daha az çekici kadınlar olduğunu düşünerek kendilerini avuturlar; diğerleriyse daha çekici kadınlar olduğunu düşünerek işkence çekerler."
"...Ama insan bir kere kendini buldu mu bunun gerektirdiklerinden kaçabilir mi? Sonuçları ne kadar iğrenç olsa bile."
"Kötüden çıkmazsa nerden çıkacak iyi? İnsan eski benliğini yerle bir etmeden yeni bir benlik kazanabilir mi?"
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı