BABİL'DE ÖLÜM İSTANBUL'DA AŞK - İSKENDER PALA


 

Kapı Yayınları
456 sayfa


Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına...

Doğu ak ejder yılında başladı yirmi üç bin yıllık gizem...

Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi...

Siruş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi...

Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bütün eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi...

Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer; ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi...

Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi...

Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını,

Babil uyandığı zaman? ! ..



(Arka Kapaktan)



"Olgunlaşmak acılarla oluyordu çoğunlukla."



"Fuzuli aşkı anlatırken hep acıdan, elemden, ayrılıktan, yanmaktan, parçalanmaktan bahsediyordu. Aşk ayrılığının bir azap olduğunu söylüyor, sonra da azabın 'a-z-b' kökünden türediğini, bunun da 'lezzet' demek olduğunu söylüyordu. Demek ki aşkın azabında bir lezzet vardıve dertleri zevk edinmeyince aşkın tadı çıkmıyordu."


"Bir sarmaşık diyordu o aşk için.'Aşk' sözcüğü zaten sözlükte 'sarmaşık' demekmiş. Bir sarmaşık çınarları, servileri nasıl sarıp sarmalarsa, aşk da öyle sarıp sarmalarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri. Ver her sarmaşık, sardığı ağacı kuruturmuş sonunda. Dıştan yemyeşil ve güzel gösterirmiş ama içten içe kurutur, çürütür, çökertirmiş."


"Bağteten olmuş iken tuti guraba hem-nişin
Yine şekvayı gurab eyler garabet bundadır."


"Kader savurup da ansızın bir papağan bir karga ile aynı kafese girince, bundan ilk şikayet edenin karga olması garip değil midir?!"

                                                                                          Nev'i



"'Tanrı, büyük ve sonsuz gücüyle balçıktan, yanakları gelinciğe, göğüsleri beyaz güle benzeyen güzeller yarattı. Bu güzelliğin değerlendirilip sevilmesi için de aşıkların gönüllerine aşk ateşini yerleştirdi. Tanrı bu gönülleri üzüp can yakmayı da sever. Yarattığı aşıklara, güzellerin kahırlarına da katlanma gücü verir. Güzeli ve güzel seven gönülleri yaratmış olduğuna göre yüce Tanrı'nın aşıklara günah yazmasına ve onları (dünyada) cehennem ateşine atmasına şaşmamak gerek.'Fuzuli'nin öngördüğü bu süreç bir kulluk sınavıdır adeta;aşık orada başarılı olursa aşk cehenneminden vuslat cennetine geçebilir.Ne ki, cennete girmek için önce ateşte yanarak temizlenmek gerekir. Aşk öyle bir ateştir ki, ruhları bin türlü kirinden arıtır. Ona göre, aşk ateşi yaktıkça aşıka itibar kazandırır ve rütbesini arttırır. Aşk işinde başarılı olmak, sevgilinin iltifatını ve aşkını kazanmak için, bu yanışın derinlikli olması gerekir. Ne kadar çok yanarsa aşık, o kadar pişer bu meydanda. Çünkü bütün dertlerin çaresi aşktır, ötesi büyük bir boşluk..."





"Aşk konusunda ciltler ve kütüphaneler dolusu bilgi üretilmiştir Doğu'da. Yalnızca aşkı tanımlamak için harcadıkları mesaiyi söz gelimi hekimlik alanında harcamış olsalardı belki ölüme çare bulurlardı."



"Kimsesiz hiç kimse yok her kimsenin var kimsesi
 Kimsesiz kaldım yetiş ey Kimsesizler Kimsesi."

Ruşeni










Yorum Yaz