ÖLÜ ERKEK KUŞLAR - İNCİ ARAL

Ölü Erkek Kuşlar
İnci Aral

CAN YAYINLARI

 

 

 

Ölü Erkek Kuşlar, bir kadının birine tutkulu bir aşk, ötekineyse köklü bir sevgi ve evlilik bağıyla bağlandığı iki erkek arasındaki bölünmüşlüğünü konu edinirken, bu üç kişinin çocukluktan kadın ve erkek olmaya giden yolda kurallar, öngörmeler, koşullandırmalarla biçimlenişlerini irdeliyor. Bir kadın ve iki erkek arasındaki ilişkilerin hem bireysel ve toplumsal yargıların içinde barındırdığı katılık ve şiddet, hem de belli bir tarihsel dönemin baskı ortamında nasıl yorucu, yıpratıcı bir iletişimsizliğe, uzlaşmazlık ve çözümsüzlüğe dönüştüğünü gösteriyor. Bu karmaşa içersinde aşk, gerçekleşmeyecek çocuksu bir düş, evlilikse düzen sanılan bir düzensizliktir. İnci Aral, bu ilk romanında bir kadının bağımsızlık ve mutluluğu umutsuzca arayışını içtenlikle, ustalıkla dile getiriyor.

 

 

altı çizilenler:

 

"Özlenmis, yasanmıs, alısılmıs bir sevgiyle senden yanayım. İnan ve biraz daha dayan bana. Bu arada ellerini boynumda tutma."


"Birbirimize ne zaman `Sen' demeye basladık bilmiyorum. Ben önermis olabilirim bunu. Onur, isinde ondan beklemediğim kadar coskuluydu. Bana sevecenlikle karısık bir saygı ile yaklasıyor, aramızdaki uzaklığı kimbilir nasıl bir önseziyle korumaya çalısırken, zaman zaman yapay,abartılmıs bir kayıtsızlığa düsüyordu. Anlıyordumki bana duyduğu ilgiden kendisi de ürküyor. Bunu bilinçle, yasamına girmekte bunca gecikmis birine sunabileceği tek duygu olan dostlukla perdelemeye çalısıyordu. Dostluğun tatlı ve avutucu güzelliğinin bir süre sonra Ayhan, ben ve kendisi için yürek yakan bir acıya dönüsmesine çok az zaman kalmıstı oysa."


"seni yasamımdan çıkarmak ya da büsbütün katmak için hiç bir sey yapamadığımı biliyorum. basbasa olabileceğimiz her dakikayı sonuna kadar değerlendirdiğimiz, durmadan konustuğumuz bir döneme girmistik nasıl olduğunu pek bilemeden. Ne konustuğumuz değildi önemli olan. Yanyana olmak, ondan bana benden ona akan o essiz sıcaklığı yasamaktı. Sürekli olarak, kendiliğinden bir adım daha ileriye gidebilmeyi umarak ve bundan duyduğumuz korkunun vazgeçilmez çalkantısını içimizde tasıyarak gerçek dostluğun güzelliğinden söz ediyorduk. Korktuklarımızın tümünü göze almıstık da ikimiz de ötekinin bir eylem, apaçık bir davranıs göstermesini bekliyorduk sanki."


"Sevmek, lokmanızı çiğnemeyi unutarak masa basında kalakalmaktır.Sevmek sonradan usulca oksamaktır bir elin değdiği yerini saçlarınızın. Ne çok darılıp barıstık onunla. Ne çok denedik bitirmeyi. Yapamadık. Kaç kez birbirimizi kucaklayarak gözyasları içinde vedalastık kimbilir... Olmadı. Öncekinden daha büyük bir özlemle sarıldık çok geçmeden. Her seferinde yeniden baslamanın o umarsız coskusunu yasadık. Ama bütün bu gel git, bu ayrılmalar, bu yeniden baslamalar tüketti bizi sonunda iste. Artık bitti. Geceleri sis düdüklerini kollayarak ağırca yol almaya çalısıyorum simdi. Aramasın beni, yolumu kesmesin bir daha. Hiç bir veda simdikinden iyi olmayacak artık. Birbirimize sarılarak ayrılamayız biz. Bitti artık.Bütün mutluluklar bitti artık. Birlikte olduğumuz o güzel aksamlar bitti.Burada, bu evde bölüstüklerimiz, konustuklarımız, hepsi bitti. Huysuzluklar, karsılıklı suçlamalar, haklı ya da haksız kızgınlıklar bitti. Bir sözcük, bir yesil, bir kapının açılıp kapanısı, yarım bir gülüs, bir sızı kaldı. Buruk, bütünüyle yasanamamıs bir sevgi kaldı. Hem olası, hem olanaksız bir yığın düs kaldı. Simdi ile geçmis arasında gidip gelirken hiç bir durumda,hiç bir biçimde, Onur'u elimden alan zamanın onu bana geri vermeyeceğini biliyorum artık. Ne elimin altında duran telefonlar, ne herhangi bir yerdeki herhangi bir birliktelik. Ne ona onu hep seveceğimi söylemem ve aynı seyi ondan duymam, ne de aramayıp beni özlemesini beklemem. Hepsi bosuna. Su anda bu evdeki bildik esyalar arasındaki yokluğu çok somut. Su koltukta oturmustu. Bu cam bibloyu eline alıp ısığa tutarak bakmıstı. Hole açılan kapıda durup onu kucaklamamı beklemisti. Bu tabloyu birlikte asmıstık kanepenin üstündeki bos duvara. Gene de banyo perdelerinin bana onu anımsatması için hiç bir geçerli neden yok. Öncelikle yeni aldım bunları. Ama nedense perdeleri her görüsümde birden onu anımsıyorum. Rekla'daki odasında beni ilk öptüğü aksamı, pencere içindeki menekseleri, uzak bir semtte, yağmur altında yürüdüğümüz bir günü, kalabalık bir odada apansız gözgöze gelisimizi. iyi ama bu kuru dal motifli perdelerle bütün bunların ne ilgisi var? Bu perdeleri takarken anımsadıklarımı onları her görüsümde yeniden mi anımsıyorum? Durmadan bitmis, geri gelmeyecek anlara tutunarak mı avunmaya çalısıyorum?

 

"Gözlerim kapanmak üzere olacak. Çekmem gereken tüm acıları çekmis olacağım. Ayhan basucumda olacak. `iyileseceksin,' diyecek, öleceğimi bile bile. `Hosçakal,' diyeceğim ona, seni çok sevdim. `Ben de seni,' diyecek. `Ölmeden önce Onur'u görmek istiyorum, diyeceğim korkmadan. `Onu da çok sevdim.'"

 

"Ağırca, kendimi yatıstırmak ister gibi bir kaç ot koparıyorum yerden. Bana baktığını biliyorum ama bakamıyorum ona. Bakarsam belki dayanamaz ağlarım. Sonra biter, diyorum, yavasça, avucumdaki yesilliği oksayarak. Bir gün anımsarsın sonra. Öğleden sonraydı, herseyi öylece bırakıp birlikte kaçmıstık, diye düsünürsün. ilkyazdı, gökyüzü tertemizdi, ben sarı gömleğimi giymistim. Ne geçmisimiz ne geleceğimiz vardı. Ağaçların altındaki sürülmüs toprağa uzanmıstık, gelisigüzel, önemsiz konulardan söz ediyorduk, dersin. Hiç bir zaman bitmez, diyor, ellerime bakarak. Çok sonraları, baskaları, baska kaygılar, baska sevgiler olduğu zaman bile bitmeyecek bir sey bu: Anımsayabildiğimiz sürece aynı tazelikte kalır bu an.Ama bir oyun bu, diyorum yeniden. ikimiz de biliyoruz bir yere varmayacağını. Bir gün bitecek. Çünkü bir de gerideki asıl büyük oyun var. Sürdürmek zorunda olduğumuz oyun. Ben birazdan eve gidip çorba ve bezelye pisireceğim. Hiç bir sey olmamıs, evet hiç bir sey olmuyormus gibi. Sense aksam yemeğinde tuzluğa uzanacaksın ve tam o anda birdenbire ben geleceğim aklına. Tuzluğa uzanmıs elin hafifçe titreyecek. Gene de hiç bir sey olmayacak. Yasamlarımız her zamanki hızıyla eskimeye devam edecek. Yasadığımız bu an oyunun güzel bir parçası olacak yalnızca. Hayır, bir oyun değil bu, diyor; tutku.

 

"Onu tanıyorum, bir zamanlar sevdiğim ve nice zamandır birlikte yasadığım adam o. Onunla duyduğum güvenlik ve dinginliği gereksiniyorum artık. Ama su anda ona duyduğum sevgi parçalanmıs bir düsün acısıdır belki de. Bundan böyle daha büyük bir pismanlık ve bağlılıkla seveceğim onu. Özveri ve kırıklıkla."

 

"Geriye veriyor gövdesini. Bir çocuğun içten saskınlığıyla ama gene de oksanmaya yatkınlığıyla. Onu boğulmakta olduğum bir suyun içinde kucaklar gibi kucaklıyorum. Böyle bir birlikteliğin bana getireceği acı, yoksunluk ve zorlukları görebilmem, kendiliğinden onunla olma isteğimi geriye itiyor. Ama bundan baska bir çok nedenden ötürü de iyi biliyorum ki biz birlikte olamayız."


"Genis bir mekanda birbirine çok uzak ve çok yakın iki nokta olarak kalacağız hep. Kimse bilmeyecek nasıl yasandığını."


"Sevgi, insan istediği zaman arkasından gelecek ya da kosacak tasmalı bir köpek değildir."

 

 

 

Yorum Yaz