SUSKUNLAR - İHSAN OKTAY ANAR



İletişim Yayınları
269 sayfa



Eflâtun rengi hayaller kuran bir “suskun”un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin “gerçekliği”nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek. Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin “nefesini üfleyen” ve ona “can veren” bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü... Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri... Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar’ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır. Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi. Suskunlar’ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de “suskunlar”dan biri olacaksınız…

(Arka Kapaktan)

Romanın adının neden Suskunlar olduğunu öğrenmek için kitabı sonuna kadar okumak gerekiyor. Ancak o zaman tam olarak anlaşılabilir adının neden Suskunlar olduğunu… Sadece kısa bir bilgi olarak betirteyim ki Mevlevî dervişlerinin, şeyhlerinin öldükten sonra gömüldükleri mezarlığa “Hâmûşhâne” ya da “Hâmûşân” deniyor. Yani “Suskunlar Evi”.

Suskunlar  musikinin, musikiye duyulan aşkın, sessizliği de kapsayan seslerin, insana üflenen nefesin, iyilikle kötülük arasındaki kavganın romanı.

Romanı musikî etrafında döndüren romancı musikî terimlerini bolca kullanmakta... Suskunlar'dan önce kaleme aldığı Amat’ta denizcilik terimlerini sanki kendisi bir denizciymişçesine kullandığını okuyanlar hatırlayacaklardır. Çoğu kişi sözlük kullanma ihtiyacı hissetmişti Amat'ı okurken. Kezâ Suskunlar’da da musikîyi bilmeyen birisi için sözlük gerçekten gerekli oluyor.

Romanda oldukça çok sayıda karakter var. Bu kadar çok kişi, mekân ve yan hikâye barındıran bir romanı özetlemeye çalışmak gereksiz, ama yine de çok çok kısaltılmış bir özeti şöyle; Bâtın Efendi ve oğlunun Kostantiniye'ye gelmesi, Kostantiniye'deki musikîde en derin, en bilge ve en usta olan yedi kişiden altısının eleneceği, ve seçilenin kulağına Bâtın Efendini, kendi neyinden en mukaddes nağmeyi üfleyeceği, yani 'hayat veren nefesi' dinleteceği duyulması, yukarıda adı geçen roman kişilerinin hayatlarını etkileyecek, kaderler kesişecek, türlü kötülükler ve cinayetler işlenecek ve iyilerle kötüler arasında büyük bir kavga başlayacaktır..


"Kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür."

Mevlana, Mesnevi, II, 871


"Kin, şeytanın kahkahasıdır."


"Ölmek aslında, içindeki şarabı tamamen döküp billur kadehi boşaltmak gibi, her şeyi ebediyen unutmak ve artık hiçbir şey bilmemek demekti. Nasıl ki ancak boş bir kadeh İsa'nın kanıyla doluyorsa, aynı şekilde sadece her şeyi unutan bir gönül ilahi esintiyle dolardı."


"Kusur benim imzamdır. Bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı."


"Mükemmellikle güzellik aynı şey değildir. Çirkin bir şeyi güzel yapmak mümkündür ama, mükemmel bir şeyi güzel kılmak çok daha zahmetli bir iştir."



"Her şeyi bilmek için, belki de hiçbir şey bilmemek gerektiğinden, ademoğullarından bazıları, bildikleri her şeyi unutmaya hayatlarını adadı."





Yorum Yaz